Sosyolog Sultan Tekin, "Kadınların Kaleminden: Her Cumartesi Bir Mektup" köşesinde, 'Birey Nedir?' başlıklı bir yazıyı blogunda kaleme aldı.

Birey Nedir?

Pexels Ds Stories 9228408

Birey kavramı; modern düşünce tarihinin bizlere sunmuş olduğu bir kavramdır. Ortaçağ Avrupa’sında kilise her alana hükmediyordu. Ancak aydınlanma çağında bu iktidar kiliseden alınarak insan aklına verildi. Bu dönem insanın kendi hayatı üzerinde söz sahibi olduğu, bilimsel bir yaklaşımın benimsendiği, insanın hak ve özgürlüklere sahip olması gibi değerlerle fertlerin önem kazandığı bir dönem oldu ve birey kavramı böylece hayatımıza girdi. Oluşum sürecini alt başlıklarda daha detaylı göreceğiz.

Birey Kavramına Yaklaşımlar


 

1.      Yapısalcı Yaklaşım

Toplumun bir yapısı olduğunu, yapının bir işleyişi ve bu yapı içinde tüm kurumların belli işlevleri olduğunu kabul eden bu sosyolojik yaklaşımda birey toplumsal yapının dinamikleri ile oluşan bir varlıktır. Toplumsal yapının en küçük yapı taşı olan aile içerisinde oluşmaya başlayan bireyin oluşumunda toplumun tüm kurumları, konumları gereği belli derecelerde rol oynayarak bireyin oluşmasını sağlarlar ki bireyin bu şekilde oluşması sosyalizasyon olarak adlandırılır. Birey toplumsal yapının bir ürünü olarak kabul edilir.

2.      Etkileşimci Yaklaşım

Yapısalcı yaklaşım bireyin oluşumunda temel rolü toplumsal oluşum ve yapılara bağlarken, etkileşimci yaklaşım, bireylerin toplumsal hayatı nasıl anlamlandırdığını, birey etkileşimlerle bu anlamları nasıl inşa ettiğini önemser. Birey toplumsal hayatta pasif bir özne değil aktif bir öznedir ve toplumsal değişime etki eder.  Toplumsal yapı sabit değildir ve bireysel etkileşimlerle sürekli değişmektedir.

3.      Çatışmacı Yaklaşım

Bu yaklaşımın kurucusu Karl Marks ve Max Weber’dir. İnsanların tabiatları gereği bazı çıkar duygularına sahip olduğunu dile getirilir. Özellikle Karl Mark insanları belli çıkarları olan gruplar halinde görür ki bu gruplara sınıf demişti. Bireyin kendi sınıfının özelliklerini ve yaşam şeklini taşıdığını düşünür. Felsefesi gereği sermaye ve emek çatışma halindedir, çünkü bu iki sınıfın çıkarları çatışmaktadır. Birey bu iki sınıftan birine mensuptur ve ona göre yaşar. Dolayısıyla birey çıkarları gereği diğer sınıflarla çatışma halindedir.

Birey ve Toplum Düalizmi

Bireyin mi toplumu belirlediği, toplumun mu bireyi belirlediği tartışması toplum birey düalizmini oluşturur. Antony Giddens’ın yapılandırma kuramı toplum ve bireyin sürekli olarak birbirini ürettiğini dile getirerek çift yönlü etkileşime vurgu yapar.  Pierre Bourdieu alışkanlık kuramıyla bireylerin toplumsal kuralları içselleştirme yetenekleriyle beraber bu kuralları değiştirme yetisini de vurgular. Birey ve toplum arasındaki diyalektik ilişki birbirini şekillendiren dinamik bir süreci anlatır.

Birey ve Toplumun Dikotomik İlişkisi

Bu kavram bireyin toplumsuz, toplumun bireysiz var olamayacağını anlatır. Dikotomi birbirini tamamalayan olgu ve durumlar için kullanılır. Bu açıdan bakıldığında bireyin bir toplumsal ağ içinde gelişebildiğini ve potansiyelini kullanabildiğini görüyoruz. Toplumsal varoluş bireylerin varlığıyla vücut bulur ve toplumsal gelişim ve dönüşüm de bireyler ve bireylerin oluşturduğu örgütlenmeler aracılığıyla gerçekleşir.

Avcı Toplayıcı Toplumda Birey

Başlıkta her ne kadar birey kavramını kullansak da aslında bu kavramın Rönesans’la ortaya çıktığını bir kez daha not olarak düşelim buraya. Bu dönemde, zor vahşi doğa koşullarında, hayatta kalmaya çalışan insan, küçük klanlar halinde yaşıyor, kadınlar toplayıcılık yaparak besin ihtiyacını karşılamaya yardımcı olurken erkekler de avlanıyordu. Toplumda toplayıcılığın besin bulunmasındaki temel işlevi avcılıktan gelecek besine göre daha garantili bir konumdaydı. Dolayısıyla kadının toplum içinde daha fazla ön planda olduğu bir dönemden söz ediyoruz. Burada birey klanın bir parçası ve özgül varlığı klandaki rolüyle eşdeğer. Belirli rolleri üstlenen bireylerden oluşan bir topluluk yapısı içinde yapıp etmeleri belli ve seçimleri bu koşullar ile sınırlı bireylerden bahsetmiş oluyoruz. Nedir bu roller diyecek olursak; kadınların toplayıcılık, ev işleri ve çocuk bakımıyla, erkeklerin ise avcılık ve bu avda kullanılacak aletlerin yapıcısı görevlerini üstlendiğini görüyoruz. Avcı toplayı dönemi (paleolitik) üst evrelerinde insanın iletişim kabiliyetinin arttığı ve diğer klanlarla da etkileşim içine girdiği bir süreçte birey kendi klanıyla sınırlı değildir artık. Kendi klanı dışındaki kişilerle evlenebilmekte(egzogami) ve değiş tokuşa dayalı minimal bir ekonomik sistemin içinde bulunmaktadır.   İnsanın iletişim yeteneğini geliştirdiği ve soyut düşünme yeteneğini kazandığı sanatsal faaliyetlerin de görülmeye başlandığı bu dönemde bireyin kendini ifade yollarının genişlediğini belirtelim.

Tarım Toplumunda Birey


 

Tarım toplumu insanın ekip biçmeyi öğrendiği ve artık ihtiyaçtan fazlasını üretmeye başladığı bir yapıyla karakterize olmaktadır. İnsanlar ürettikleri fazla ürünü satarak birikim yapabilmekte, mal mülk sahibi olabilmekte ve hayatı boyunca elde ettiği birikimi kendi neslini devam ettirecek olan çocuklarına bırakabilmektedir. Ancak miras hakkından yararlanacak çocuk kız değil erkek çocuklardır. Tarım devrimiyle birlikte erkek fiziksel gücüyle avantaj sağlamış ve ataerkil sistemi oluşturmuştur. Toplumda erkek bireyler önemli konuma geçmiş ve avantajlara kadınlara oranla daha fazla sahip olmuşlardır. Bireyler ataerkinin biçtiği rollere göre yaşamda yer alacaklardır. Kadınlar ev işlerinden ve çocuk bakımından sorumlu olmalarının yanında tarlada da çalışarak toplumsal düzen içindeki rollerini ifa etmektedirler. Erkek gücün ve malın biricik temsilcisi olarak toplum içindeki önemli rolleri üstlenmektedir. Yöneticidir, rahiptir ve her şeyin sahibidir. Bu dönem için yaşamda kişilerin kendi hayatlarıyla ilgili ne kadar söz hakkı vardı, kestirmek zor. Mesela erkek veya kadın kimle evlenecekleri konusunda söz hakkına sahip miydi, erkek ve kadın arasında bu konuda bir farklılık var mıydı? Kuvvetle muhtemel erkeklerin bu konuda kadınlara oranla seçim şansları daha fazladır demek yanlış olmaz toplumdaki erkek hâkimiyetine bakarak.

Sanayi Toplumunda Birey

Buraya kadar anlattığımız dönemler aslında birey kavramının olmadığı dönemlerdi, kişilerin toplum içinde belli sınıfsal, dinsel roller ile sınırlandığı kendi seçimlerinin olmadığı bir kişi yapılanmasıdır bu dönemlerdeki birey. Biz birey kavramını görmeye; sanayi devrimiyle oluşan, kelime anlamıyla ‘yeniden doğuşu’ ifade eden Rönesans yani Aydınlanma( aklın ve bilimin ön plana çıktığı ve değerlerin bunlar üzerine inşa edildiği dönem) çağıyla başlıyoruz. Skolastik düşüncenin(kilisenin kabul ettiği din anlayışının hâkim olduğu dönem) kırılması, aristokrasi (toprak sahibi olanların hâkim sınıf olduğu ve gücü elinde bulundurduğu dönem) sınıfının yerini burjuva sınıfının almasıyla bireyin oluşmaya başladığını görüyoruz. Coğrafi keşiflerle başlayan ticaret Avrupa’da zenginleşen bir sınıfın oluşmasına zemin hazırladı. Ticaretle mal birikimine sahip olan bu sınıf sanayi dönemiyle üretimi yapan ve daha çok güçlenen sınıf oldu. Ancak aristokratların sahip olduğu siyasal ve hukuksal haklara sahip değildi bu sınıf. Burjuva olarak adlandırılan bu sınıf bilim ve sanat için de öncülük ediyor artık toplumda hak ettiği hukuksal ve siyasal gücü de talep ediyordu. Ardı ardına yaşanan gelişmelerle Martin Luther; kilisenin din anlayışını eleştiriyor, kilisenin kendini merkeze koyduğu din anlayışına karşı kişilerin incili esas alıp kendi yorumlarına göre bir din anlayışının yayılmasında etkili oluyordu. Bireyi kilisenin kıskacından çıkaran bu anlayış kişilere özgür bir alan tanıyordu.  Protestanlığın kurucusu Jean Calvin ise kurtuluşun diğer dünya da değil bu dünya da olduğunu söyleyerek yeni bir açılım getiriyordu dini bakışa. 19. Yüzyılda coğrafi keşiflerle başlayan bu süreç dinde reformların yapıldığı, bilimin ve sanatın önemsendiği bir yapı kazanarak Rönesans’ın temelini oluşturdu. Düşünsel zemini hazırlanan özgürlük ve eşitlik kavramları, sanata ve bilime verdiği destekle ve kazandığı birikimle yeterince güçlendiğini düşünen burjuva sınıfına eşitlik ve özgürlük taleplerini dillendirme cesareti verdi. Ticaretin önem kazandığı bu dönem liberalizm ve birey kavramlarının ortaya çıkışının da membaıdır. Rönesans’ın doğurup büyüttü bu iki kavramı birbirinden ayırmak mümkün gözükmüyor. Zira liberalizmin yaşayabilmesi için seçim yapan, rekabet eden, ekonomik düzenden kendisi için mal mülk birikim talep eden kişilik yapılanması elzemdir. Artık bildiğimiz anlamda birey kavramı oluşmuştur. İnsan var olduğu için kendi varlığıyla değerledir.  Sınıf, din, cinsiyet gibi toplumsal rollerinden bağımsız olarak, varoluşuyla bir değer olarak kabul edilmiş, insan aklının değeri kendisine teslim edilmiş, düşünen anlayan, kendi yolunu ve kaderini çizen, kendini inşa eden bir varlık olarak birey kavramıyla tanımlanmıştır.

Modernite ve Birey

Düşünsel alt yapısını Rönesans’tan, politik altyapısını Fransız Devriminden ve ekonomik altyapısını Sanayi Devriminden alan Modernite; aklın ön planda tutulduğu, dinin toplumsal yaşamda arka plana itildiği, laikliğin benimsediği bir dönemin adı olarak bireyciliğin ön plana çıktığı, bireysel varoluşun önemsendiği bir çağ oldu.

 Bireysel farklılıklara vurgu yapan, bireysel özgürlükleri savunan bu çağın, küreselleşmenin etkisiyle bu savlarını yeterince yaşatamadığı da ayrı bir sorunsal olarak önümüzde durmaktadır. Dünyanın her yeri için üretim yapan uluslararası şirketler ve küresel aktörler için benzer taleplerin oluşturulması önemliydi. Dolayısıyla beğenilerimizin, istek ve arzularımızın şekillendirilmesi gerekliydi. Afrika’nın bir köyünde veya dünyanın en büyük şehirlerinde benzer tüketim alışkanlıklarını oluşturmak gerekiyordu. Kurulan okullar, yayınlanan gazeteler, evlerimizin başköşesini süsleyen televizyonlar ve bunlar aracılığıyla bizlere sunulan yeni hayat tarzı, bizleri kendini özgür zanneden ama onların sunduğu hayat tarzının peşinden giden bireylere dönüştürdü. Modernite’nin en çok güvendiği aklımız bize yol göstermeliydi ancak akıl tutulmasını hiç kimse hesaba katmamıştı. Bize sunulan her şeyi akıl süzgecinden geçirmeden, oluşan her modayı takip ederek bireysel özgürlüğümüzden uzaklaşıyor ve Modernite’nin bize vadettiği bireysel varoluşa kavuşamıyor ve içimizdeki eksikliğe bir anlam veremiyoruz. Eksilen eski aidiyetlerimizin yerine neyi koyacağımızı bilemiyoruz.

Sosyal medyaya hâkim büyük şirketlerin, ülkelerin siyasal hayatını yönlendirecek bilgileri kullanabildikleri skandallara şahitlik yaptığımız bir dönemdeyiz. Deepfake videolarla size ait görüntüler sizin yapmadığınız ve söylemediğiniz şeyleri yapıyor ve söylüyor gibi gösterebilmektedir. Bu kadar manipülatif bir ortamda özgür birey olabilmek araştırmacı ve bilinçli olmayı gerektiriyor.

Toplumun pek çok yapısal aygıtlarıyla bireyselliğimiz, pek çok şekilde engellenmeye çalışılmakta. Neyi giyeceğimiz, neyi yiyeceğimiz, hangi siyasi oluşuma oy vereceğimiz çoğu zaman bilinçli seçimlerimiz olmuyor. Bu karamsar tablodan sonra şunu söyleyebiliriz ki özgür olmak bir hak olsa da tarihin hiçbir döneminde insana altın kâsede sunulmadı, insan çabalayarak özgür olabilir. Özgür olmak bir sorumluluktur bu koşullarda. Araştırmak ve hazır bilgi tabletlerinden kaçınmak bizlere özgürlüğün yolunu açacak adımlardır. Özgür birey olmak için çaba harcamak dileğiyle.

NOT: Bu makale, Sosyolog Sultan Tekin’in https://insanzihintoplum.blogspot.com/2025/03/birey-nedir.html adresinde yayımlanan “Birey Nedir?” başlıklı yazısından alınmıştır. Diğer değerli yazılarını da okumak isterseniz, blogunu ziyaret edebilirsiniz. Öz Gündem olarak Sultan Tekin’e başarılar diliyor, kaleminin her daim aydınlık ve umut dolu yazılarla yazmasını temenni ediyoruz.

Öz Gündem olarak, Kadınların Kaleminden: Her Cumartesi Bir Mektup köşemizde Sultan Tekin’in diğer yazılarını da yayımlamaya devam edeceğiz.

Buradan bir kez daha çağrımızı yineliyoruz: Kadınlar, bu köşe sizin! Mektuplarınızı, makalelerinizi, öykülerinizi bekliyoruz. Kaleminizden dökülen her söz, sesinizdir. Yazın, paylaşın, birlikte çoğalalım.

Kaynak

Toplumsallaşma Kavramı Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme,Yakup ÇOŞTU

http://www.turkishstudies.net/social - Birey-Toplum Dikotomisi Üzerinden Ailenin Serencamına Kuramsal Bir Bakış A Theoretical Perspective on the Denouement of the Family Through the Individual-Society Dichotomy İrfan Yıldırım*

Sosyoloji Notları, Sayı: 1, 2007, s. 4-8-Harold Garfınkel Ve Etnometodoloji Cihad Özsöz*

Parlak İ ve Öztürk E (2018). Bireyler ve Birey Olamayan Bireyler: Liberalizm ve 567 19. Yüzyılın Çelişkileri. Mülkiye Dergisi, 42 (4), 565-592.

https://dergipark.org.tr/Sosyoloji Dergisi Sayı: 33 Yıl: 2016 Modernite Projesinin Kökenleri, Dinamikleri Ve Sonu, Pelin ÖNDER EROL