Sanatçı Gülhan Bişeng, "Kadınların Kaleminden: Her Cumartesi Bir Mektup" köşesinde 'Sizin cennetinizi reddediyoruz!' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Sizin cennetinizi reddediyoruz!
Kadınlar kırılıyor; yaşamda yok edilen adaletin, etiğin, doğanın yerine konuşlanmış erk zihniyeti ile bin bir türlü vahşet araçları kullanılarak... Yine de en büyük vahşet aracına dönüşen erk zihniyetini gölgeleyemiyor. Erk zihniyeti bulaşmamış tek bir olgu kalmamışken bu açıkça sürdürülen savaş neden?
Elbette bu savaşın geçmişini iyi irdelemek gerekiyor. Binlerce yıl önce ilk kırılmanın yaşandığı yere dönüp sorgulamak, bu vahşetten çıkışın yollarını bulmamıza yardımcı olabilir. Erkin kendi içinde barındırdığı tehlikeleri gören ve onu ıslah etmeye çalışan tanrıça adaletinin, erkin vahşiliğini sınırlandırmasına tahammül edememenin öfkesiyle başlar her şey, o günden bu güne gelen ve gittikçe büyüyen bir köleleştirme serüveni. Kendi iktidarını oluşturma ve ayakta tutma savaşı bu.
Geçmişte erkin “üstünlüğünü” anlamsız bulan, ana-kadın bağrında oluşturduğu varlığın adil olmayan yanlarına karşı geliştiği ahlaki ve adil değerleri var etme çabasının karşılığında uğradı bu kırıma. Bu gün de süren bu kırımın sebebi, kadının, köleleştirme zihniyetine karşı başlattığı özgürleşme ve özgürleştirme hareketi değil midir? Her geçen gün örgütlenerek yaşama sahip çıkması değil midir? Yeni ve özgür yaşam modeliyle erkek egemen zihniyetin kalesinde gedikler açması değil midir? Ana kadın değerleriyle buluşan özgürlük savaşçılarının toplumu bir bütün olarak kurumları ve anlayışlarıyla sorgulama cesareti değil midir? Ve bunun gibi daha birçok şey...
Tüm bunlara karşı büyük bedeller ödemekten çekinmeyen cesur bir direniş kültürünü var etmiştir kadın hareketi. Tüm yaşam normlarında yeniden gözden geçirmeyi ve ana kadın kültürünü inşa etme çabasının bedelini en başından göze almıştır. İdama götürülen özgürlük savaşçısına önce tecavüz edilmesi, erkin tasarımı olan cennetten faydalanmaması içindir. İnsanlığın erkek şahsında zavallılaştırılıp düşürülmesine tanıklık ettiğimiz bu anlayışın altında, bekaretin kutsallaştırılması yatmaktadır. Bekaretini kaybetmeden ölen kadın cennete gidecektir. Bu anlayışla tecavüzü gerçekleştiren kişi bunu bir ibadet olarak görür. Böylece eril zihniyet ile mücadele eden ve onun iktidarını sarsan asi, günahkar kadının cennete girmesi engellenmiştir. Bu tür örnekleri çoğaltmak ne yazık ki mümkündür. Fakat en yakın örneği geçen haftalarda Batman’da öldürülen H.D.’dir. H.D. cinayetinin korkunçluğuna dair bir şey söylemeye gerek görmüyorum. İnsanlığın alnında büyük bir utanç işareti olarak yer etmiş durumdadır. Fakat bu utanç, bağrında bir başka utancı şaklıyor aslında. Suyun dahi saklayamayıp kıyıya vurduğu bu ayıbı bir başka ayıp izliyor. H.D. ceset torbasıyla olduğu gibi gömülüyor. Yıkanmadan, kefene sarılmadan. Üzerindeki “kan”la veriliyor toprağa. Peki ya neden? Cennete alınmasın diye...
Erk’in zevk u sefa içinde yaşamak üzere tasarladığı, uğruna kadını günaha çağıran şeytan olarak nitelendirdiği, kendi günahlarını bu şekilde örterek kendine hak gördüğü cennet! Kendi ahlaki çöküşlerinin, ayıplarının, günahlarının ve bilcümle hatalarının tek vebali olarak görülen, kendi günahlarının kefareti olarak kurban edilen kadın ve kadınların kanıyla kurulmaya çalışılan cennet. Cennetiniz buysa eğer sizin cennetinizi reddediyoruz! Toplu tecavüzlerle, kırımlarla bize dayattığınız bu cehennemi de, bizim kanımız pahasına yarattığınız cennetinizi de reddediyoruz!
Yeni, özgür yaşamı yaratma mücadelesi veren kadınlar olarak yaşamın her alanında bu zihniyete karşı savaşmaya devam edeceğiz. Kölece dayatılan yaşamın karşılığıysa cennet, sizin cennetinize girmeyi reddetmeye devam edeceğiz.
NOT: Özgür Gündem Gazetesi -Kadının Kaleminden / Gülhan Bişeng - Karataş Kadın Cezaevi 25.01.2013 yayınlamıştı